Bir kaç post önce yazmıştım ya, kitaplarımın arasında boğulmak istiyorum diye, boğuldum =). Doruk dogduktan sonra, hem okuma hızım, hem de okudugum kitap sayısı ciddi sekteye uğramıştı. Ölümcül adlı kitaba pazar akşamı başladım ve dün gece bitirdim. 546 sayfa oldugu düşünülürse eski hızıma kavuştum galiba =).

Neyse efendim kitap hakkındaki görüşlerime geçeyim. Macera / gerilim tarzını sevenlerin kaçırmaması gereken bir kitap Ölümcül.Yazarı Michael Palmer. İnternet baglantım kitabın kapak resmini koymama musade etmiyor. Matt karizma bi abimiz olup, eşini kaybetmiş bir doktordur.(Bknz. kitaplardaki doktorların karizma olma sorunsalı). Ve tüm enerjisini yaşadığı yerde, insanların ölümüne sebep olan maden ocagının açığını yakalamak için harcamaktadır. Kitapta aynı zamanda bir de Amerika da yeni piyasaya sürülecek olan bir aşı ve bu aşının yeterince test edilmediği için, henüz uygulanmaması gerektiğini savunan, otizm hastası torunu olan Ellen’in de macerası devam etmekte.

Sonra bu iki macera birleşiyor. Gerisini okumak isteyenler için anlatmıyorum. Bazı yerlerde zaman zaman bir iki küçük mantık hatasına rastlamış olsamda, Lost ta bile kassan bulursun, olsun  o kadar diyerekten kafama takmıyorum. Bu yazarın ilk kitabıydı okuduğum, elimdeki ganimetler bitince, diğerlerini de okuyacağım.

Bizden haberler.

Bir blogda yorum kısmında bir arkadaş demiş ki; işte böyle özel hayatında hiç arkadaşı olmayan bloggerlar buluşup buluşup, şöyle parti yaptık, böyle eğlendik diye yazıyorlar demiş. Şimdi tabi, inanmak herkesin kendi elinde, çok şükür allaha, bi kaç hafta önceden plan yapmak zorunda kalacak kadar arkadaşımız var özel hayatımızda. Bu açıklamadan sonra (kime neyi ispat etmek zorundayım ki aslında, bu açıklama bile gereksiz ya, neyse). Seyhanlara gittik pazartesi günü. 1) Defne çok ama çok tatlı bir kız. Resimdekilerden çok çok güzel. Hele bir sıcakkanlı, bir gülüşü var. Harika. Tam bir atom karınca ama, yerinde asla durmuyor zıpır =) . 2)Turkuazımın kızı Ege Baharımız pek bir cool takıldı önce. Geldi uzun uzun etrafı inceledi, pas vermedi. Sonradan açıldı, gülücükler başladı, tam bir sarı şeker. Maşallah ikisine de. 3) Rapu teyze de gelmişti. Allahım tanımadan  biliyordum onunla çok iyi anlaşacağımızı. Ne kadar sıcak, dost canlısı ve bebek delisi. Vallahi bi birini, bir diğerini aldı bebeklerin. Ehhh çocuklar da onu çok sevdi, sevgiyi anlıyorlar. Wi lav yu Rapuuu. Yalnız o gun, evden çıkmamla birlikte başlayan aksilikler silsilesi, adres bulma karmaşası derken, kapıya vardığımda farkettim ki, ellerim bomboş, yüregimde bir sızı. Bu unutkanlik için çok utandım öyle böyle değil. Seyhana yeniden teşekkür ederim bizi ağırladığı için, inşallah kısa sürede hep görüşebiliriz.

Şimdilik böyle.

Avea reklamı var bi tane. Radyoda sıkça çıkıyor.

Ali 100 kontörün 40′ı ile ailesini, 60′ı ile kız arkadaşını aramış, kaç kontörü kalmış.

Bu mudur Ali? Sen bu musun?

Annen neler çekti, bu mudur reva gördüğün?

Reklamın acilen değiştirilmesini talep ediyorum, bari 50 / 50 olsun.

*İşi gücü olmayan, havanın kasvetinden canı sıkılan Kiraz…

A: Anne

S.Hala: Annemin halasi, benim hiç bir samimiyetim yok, 2-3 yılda belki bir kez görüşmüşümdür. 65 yaşında.İstanbula arkadaşına gelmiş. Kokoş.

K: Kiraz

Sabah anne arar;

A: Aaa biliyor musun S. Halan istanbula arkadaşına geldi, asya tarafında biyerde kalıyor.

K: Hımm, iyi.

A: Numarasını vereyim mi?

K: Aramam mı gerekir ki?

A: Yani, sen bilirsin, istersen vereyim numarayı.

K: Yok yaa, napcam arayıp,salla.

Akşamüstü saatleri, anne tekrar arar,

A: Kiraz bak, zaten gelmez, nerden bulup da gelecek, sen bi ara, usulden bir buyrun kahveye beklerim de. Sonra dönünce benim başıma ekşir, aramadı bile der. Hadi nolur.

K: Gelmeye kalkarlarsa yakarım!

Numara alınır, aranır, hoş beş muhabbet derken, hadi bize de bekleriz o zamaaaan deyip kapatmaya niyetlenirim. Ancak gaflet ve dalalet içindeyimdir.

S. Hala: Aaa dur Kiraz, burada kaldığım arkadaşıma veriyorum telefonu, sen yeri ona tarif et, vakit olursa kahveni içmek isteriz.

K(İç ses): Yedin naneyi kiraz, neyse dur kadın bilmiyordur nasılsa bu dağın başını.

Halanın arkadaşı: Evet kızım, tam olarak nerede oturuyorsun de bakim bana.

K: Aaa şimdi çatladıkapı semti, bayiraşagi mahallesi, bilmezsiniz gerçi, yeni yapılmış buralar.

Halanın arkadaşı karşıda kopar, uzun süre telefondan ahahahah sesleri gelir.

Kadın daha önce bizim mahallede oturuyormuş, evimin altındaki eczanenin ismine kadar biliyor iyi mi?

Tam bu bahtsız durumumla alakalı bi atasözü biliyorum, ama yoo söylemeyeceğim.

Ah anne ahhh, napiyim ben seni!

 

Ne yaparsan yap, olmuyor bazen…

Kabus geri döndü, evdeki tek dişli canavar, heralde ikinci diş yüzünden uyku yüzü görmüyor, yemiyor, içmiyor, oynamıyor…

Şu aşağıdaki güzellik, kimbilir hangi sebepten ötürü çalışmıyor, servise verilmeyi ve kimbilir kac hafta oralarda sürünmeyi bekliyor.

01112009636

Eski makinamı kimbilir nereye defettiğimden, her manzarada, Dorugun her hareketinde ahh makinam modundayım.

 

Tutmak istediğim el, çok uzakmış gibi hissediyorum bazen.

Tek isteğim, zaman kavramımı yitirerek bugün aldığım kitapların içinde kaybolmak.

01112009635

Hiç yazasım yok aslında, çok yorgun, çok keyifsizim bugün neden bilmem…

Yagmur yagdı bütün gece, damlalar penceremde.*

Nicedir, Çidocanımla görüşememiştik. Hamileligin ilk dönemini gerçekten çok zor geçiriyor. Hatırlıyorum da, ben onun aylarındayken lay lay lay hayat ne güzel modundaydım. Araba tuttugu için gelemiyor, ama sürekli ‘getirin şu zıpayı çok özledim’ diyordu. Yas’ın şirketi  cumayı da tatil ilan edince, acaba gitsek mi bursaya demeye başladık.

Her ne kadar benim nezlemde, dorugun burun akıntısı da geçtiyse de (Dorugun ki arada devam ediyor da, dişten oldugunu öngörüyorum); acaba mikrop taşır mıyız, acaba toplanmak gitmek çok yorucu olmaz mı diye diye bir türlü karar veremedik taa ki çarşamba sabaha kadar. Çarşamba sabah hadi gidelim dedik. Dedik demesine de, yok Doruk uyudu aman şimdi uyanmasın, yok yemegini yedirelim derken ogleden sonra 2 feribotuna ancak yetişebildik. Of ne zormuş çocukla evden çıkmak. Hem ister 2 günlüğüne git, ister 1 ay, evdeki bebeğin eşyalarının neredeyse tümü valize giriyor. Bizim (aslında eşimin) bir akrabası var, allah saglik versin 2 de ben diyim yemekleri fazla gelmiş, siz diyin azman çocukları var. Ama ne zaman arasak hooop Tekirdaga kofte yemeye, hooop Sapancaya balık yemeye gitmişler. Ben mi çok bezgin bekirim, onlar mı çok pratik anlamadım gitti.

Neyse, bursaya ulaştık, aramızda kan bağı olan kuzenlerim arasından tek sevdiğim kuzen F. yi de aldık ve çidocanlara vardık. Aman bizim Dorit bir ilgi delisi, bir mutlu. 2 koca gün boyunca sadece geliş yolunda mızıkladı.

İlk gittiğimde ‘nan Çiğdem nerden buldunuz bu şehri, başka çalışacak yer mi kalmamıştı, hiç sevmedim buraları’ demiştim ama, her seferinde biraz daha fazla sevmeye başladım Bursa’yı.

Perşembe sabah, cumalıkızık diye bir yere kahvaltıya gidelim dedik. Orası artık CumalıkAzık oldu, hem çok pahalı hem de çok bozuldu dediler, Saitabat köyüne kahvaltıya gittik. Yolda Erikli’nin tesislerini gördük, sular hiç te öyle Uludagın zirvesinden filan gelmiyor, haberiniz olsun. Neyse anam anam anammm o nasıl kahvaltı, tepsiye gelen herşey taptaze, mis kokulu.

Öğleden sonra Yas’ın anadolu lisesinden arkadaşı var, bursada çalışıyor, onlara uğradık, akşama da meşhur Bursa kebapçısında İskenderimizi yedik. tabi biz yemegi Dorit sayesinde sıra ile yiyince, çidocanım ve eşi geleceklerini görüp uzun düşüncelere daldılar =) . Artık çok geç =). Bu kadar aktiviteye Çido dayanamadı, eve gelince hemen sızdı. Aslında bizde…

Cuma sabah onları fabrikaya bıraktık, Doriti de işe götürmek için çok ısrar ettiler, bak içerde bi sürü araba var, jantlar, tekerlekler… Bayılırsın buraya dediler ama biraz daha büyüyünce belki.

Sonra kuzenle buluşup alışverişe çıktık. Bakırcılar çarşısı bir cennet. Doruga uyku tulumu, iki kadife pantalon, bir kot salopet, bir suru body ve pijama altı alıp 70 milyon ödedik. Mothercare ve Chicco da bunların 1 tanesi 70 milyon (sezon ürünü). Bundan sonra sadece alışveriş için bile giderim oraya.

Kuzen F. ile birer kahve derken dönüş yolu başladı.

Ancak feribote giderken Yalova yolu üzeri, Orhangazi de Orhan’ın yerinde köfte yiyelim dedik. Tamamen tesadüf eseri o lokantayı seçmiştik ama, inanılmaz tatlı elemanları, müthiş köftesi ile şimdi sayıklıyoruz kendilerini. Esas bomba Duvalı tatlısı. Duvarda bir yazı vardı, Yas; deneyelim mi Kiraz, bak bi tatlı varmış dedi. Aman sen al, bi kaşık lezzetine bakarım dedim. Demez olaydım… O nasıl bi tatlı. Dondurma desen değil, kazandibi desen değil. Hemen ikinciyi de istedik. Öyle de hafif bir tatlı ki, yediğini anlamıyor insan. Hani üzerinize afiyet, 2 şer tane daha bile yerdik kendimizi tutmasak. Buradan da bizim ne kadar öküz gibi yeme kabiliyetine sahip bir aile olduğumuz ve Doritin ayının üstünde olan kilosunun sebebi de ortaya çıkar heralde =).

Bursa maceramız ne kadar güzeldiyse, bugün de evde herkes bir garip. Kimsenin elini kaldırmaya mecali yok. Fazla mı geldi mutluluk nedir. Toparlarız yarına… Bir de mimimiz var, en kısa sürede yazılacak.

*Teoman:İnsanlık halleri, şarkı:3

Çok kısa süren ama çok eğlenceli bir test.

Yas iki gündür eğitimde, bugün şöyle bir test yapmış eğitimi veren adam.

Bilmeyenler için bounce pas: Topu yere vurdurarak takım arkadaşına atmakmış. Ben yeni öğrendim.

Şu videoyu seyrediyorsunuz.

Beyaz tişörtlü insanların kaç tane bounce pas yaptığını sayıyorsunuz.

Evet şimdi devamını okumadan lütfen videoyu seyredin ve beyazlıların pas sayısını belirleyin (bounce pas da, topu yere vurduktan sonra, tekrar kendin alırsan sayılmıyor, sadece ve sadece yerde sektirerek arkadaşına ulaştıranların ki sayılacak).

Saydınız mı? Kaç çıktı?

.

.

.

Ben saydım, sayıyı da söyledim. Sonra Yas dedi ki;

arada birşey dikkatini çekti mi?

Evet, siyahlı takımın sayısı bir ara çoğaldı, biri girip çıktı.

Eğitim sınıfında, herkes pas sayısını söylemiş, 2,4,5,…

Hoca demiş ki; Esas arada bir goril girdi ve değişik dans figürleri yaptı, bunu farkettiniz mi? Olay buydu.

Aaa Yas bi şaşırdı benim gorili değil ama, birinin girip çıktığını farketmeme =). Ne sandın alooo =).

Pas sayısı da 2 imiş, ben onu tutturamadım yalnız =).

İyi geceler…

*Eğitimin konusunu bilmiyorum, merak etmediğimden sormadım da, o yüzden test neyi kanıtlıyor, neden yapılmış haberim yok.

AŞAĞIDAKİ POSTTA ÇOK FENA GEYİK YAPILMIŞTIR, İŞİ OLAN, VAKTİ OLMAYAN OKUMASINDIR. EVET…

Daha önce defalarca belirttiğim üzere biz gayet lümpen bir aileyiz. Öyle asla aman bu akşam hangi belgesel kanalında ne var, hangi fransız filmini seyretsek aceba diye bir muhabbet asla dönmez. Açarız televizyonu, eh ucundan kıyısından bildiğimiz dizilere parça parça bakarız.

Aslında böyle değildik, Doruk doğmadan önce gayet güzel haberimizi seyredip, haftada bir ennn fazla iki dizimizi seyredip kapatıyorduk makinayı. Sonra kitabın mı var, dergin mi var, netemi gireceksin, naparsan yap. Ama ne zaman Dorit geldi, anneler girdi evin içine, işte bizim kantarın topuzu kaçtı. Her akşam ay aç açç yaprak dökümüydü, melekler korusundu derken anneler sağolsun bizi de dizikolik yaptılar. Fakat bu düzene bir dur dedik Yas’la, bu sezon sadece 1 adet dizi seyredilecek, hangisi olduğu azzz sonra.

Yalnız tabi, dizi seyretmesek de jeneriklerinden, zaplarken filan o dizilerde hangi muhabbetlerin döndüğünü biliyoruz. Zaten anlamak için çok birşey yapmaya gerek yok, bir ay izleme, dizi aynı yerden devam ediyor.

Oturduk düşündük, Yas’la bir fikir ortaya çıkardık. (Yarın öbür gün, tvlerde bu fikri görürsem, iki elim iki cihanda yakanızda olur senaristler ona göre). Hah ne diyordum, fikir şu; hafta içi akşamları yayınlanan dizileri aynı senaryo ekibi yazacak. Yani toplam 5 dizi varya, bu 5 dizi öyle bir kurgulanacak öyle bir kurgulanacak ki, aa bi bakmışsın perşembe günkü kırmızı kotlu(sözlükten duydum kotu =) ) behlülle, salı günkü abla evlenecek filan. Biz bu sezon için de bi final yazdık.

Şimdi Bihterin çarptığı adam ölüyor. Bihter cezaevine gidiyor. Ama cezaevi olarak, aynı gün, başka bir kanalda yayınlanan dizideki, psikopat kaynayan cezaevine gönderiyorlar (Parmaklıklar arkasında diye bi ismi var) .Oradaki psikopatlar, vay sen misin Adnan’a çam ağacından daha uzun boynuz aksesuarı ekleyen diye hayatı zehir ediyorlar. Sonra bu zibidi Nihal, bitmek bilmeyen soruları ile Behlülü yurtdışına kaçırıyor, Nihat ve babası Adnanı soyuyor, hizmetcinin nisanlisi balıkçı, Adnana kalacak yer ayarlıyor.

Yaprak Dökümünde, bu psikopat aileye tahammül edemeyen ufak kız herkesi öldürüyor, bir tek babasına kıyamıyor. Sonra nazi bozması ablasının yanına kaçıyor, ev ceset dolu. Ali Rıza Beyi ise, Adnanla şu çok konuşan kahvecinin kahvesinde, çay yudumlarken görüyoruz.

Mesela… Olabilir yani…

Neyse neden lümpen olduğumuzun cevabı ve bu sene takip ettiğimiz dizi ise; Ezel.

Bi başladı bu dizi. Fragmanlar böyle bi kurtlar vadisi tadında. Yok ya sarmaz dedik. İlk bölüm yayınlandığı zaman ben Denizlideydim. Ananemin olduğu bir ortamda İmirzalıgilin dizisini seyretmemek pek mümkün olmadığından ehh hadi seyredelim durumları. Sonra baktık arada Lostvari flashbackler, Monte Kristo uyarlamaları, az biraz Prison Break güzel toplamışlar  filan. Kenan da olmuş yani, nerde deliyürek nerde Ezel =) . Nitekim seyretmeye, en azından şans vermeye karar verdik.

Paket halinde çekilmiş 3 bölüm çok çok iyiydi, geçen hafta biraz sündürdüler. Tüh dedik, bu dizide reyting kurbanı olacak, sakız gibi sünecek. Bugün Ezel için (bizim evde) ölüm kalım günüydü. Ya devam edecek, ya bırakacaktık. Amaaa o nasıl bir bölümdü, hala seyretmeyen varsa, kurtulun önyargılarınızdan bi vakit ayırın derim. Harikaydı. Devam etmeye karar verdik nitekim… Umuyoruz ki, bu dizi diğerleri gibi sünmez, bu sene biter ama hep bu ayarda gider.

Çok uzattım ama dizide çok komik bir sahne vardı anmadan geçemem. (Diyaloglar tam olarak böyle olmayabilir, aklımda kaldigi gibi). Bu iki kız kardeş konuşuyor. Ezel (Kenan) in neyi güzel filan hesabı.

Hasbam Cansu Dere: Eh boyu posu da fena değil. Sence neyi güzel?

Kardeşi: Ya böyle gözlerinde bir keder var. Hani kapını çalsa alırsın içeri dedi.

Yas la gözgöze gelip koptuk aynı anda, aynı şeyi düşünmüşüz… Nannn nan kimi lütfedip içeri alıyorsun kızıııımmm. 100 tane evin kapısını çalsın bakalım Kenan kim ne yapıyor diye baya geyik yaptık sonra.

Evet, postun ana fikri, Ezel seyrediyoruz, tanıyın bizi, sonra ay biz sizi böyle bilmiyorduk istemem =).

Haydi iyi geceler…

grip

26 Ekim 2009, 7 ay 10 gün…

Efendim,

Haftalardır beklenen, her acayipliğin buna yorulduğu diş nihayet bu sabah gözüktüüüü, heyooo şenlikler başlasın =) .

Tabii ben daha ilk defa çıkan diş görmekteyim, henüz eti yırtmış ufak bir çıkıntı yani, elimize gelen, hatta kesen =).

Alt sağda ikamet etmekte kendisi.

Artık bu gece uyanmaları, huysuzluklar bitecek değil mi? Evet evet bitecek deyin bana =).

ilkdis

resim saglikbilgim.com dan alınmıştır.

Aslında bu yazıyı yazmak için ne zamandır niyetleniyordum, kısmet bugüneymiş.

Haftaiçi benim evde olmam, oyna oyna nereye kadar, biraz sosyalleşelim, malum kış da geliyor, parklara elveda derken, bu oyun gruplarından birine gitmeyi planlıyoruz. Eger becerebilirsek bir de Ayçanın başlattığı hareketten ilhamla, kendimiz de bir oyun grubu kurmayı planlıyoruz. Şimdilik belli taslaklar var ama tüm üyelerin durumları net değil filan. Bir de oyun grubu kurmak gerçekten zor. Lokasyonlar, ulaşım, çocukların arasındaki ay farkları. Devamlılık sorunsalı, herkesin disiplinli yaklaşması ve daha birçok kriter var işin içine giren. Yine de umutluyum. Bir yandan da bu iki oyun grubundan birine başlayalım dedik. Böylece hafta içi iki günümüz dolu olacak.

Gymboree nin de Kindyroo nun da deneme derslerine katıldık.

Aslında bir de music togetherın deneme dersine katıldık. Yalnız, orada çocuklar arasında yaş sınırı olmaması, diğer oyun gruplarına göre ulaşımının daha zor biryerde olması derken şimdilik onu eledik gözüküyor, ama Doruk biraz büyüyünce mutlaka katılmak istiyoruz.

Kindyroo’nun deneme dersi öncesi, Dorugun ara ara da olsa burnunun aktığını söylemek için, ertelemek için aradım. Ancak o gruba ait deneme dersinde sadece bizim olacağımızı, her ders sonrasında da oyuncak ve metaryellerin sirkeli su ile temizlendiğini söyledikleri için katıldık.

*Her iki oyun grubunun da ataşehir şubelerinden bahsediyorum dip not.

Şimdi; Gymboree çok ferah, çok aydınlık, insana çok temiz hissiyatı veren bir mekandaydı. Arabayı otoparka koyduktan sadece birkaç adım sonra ulaşabiliyorsunuz, (zemin kat) kapıda ablalar karşılıyor, onlar çocuğu alıyor, siz galoşlarınızı giyiyorsunuz. Bu önemli bir madde. Dersin yapıldığı mekan geniş, rahat rahat yayılmış ortama tüm metaryeller. Yalnız gymboree de, 7-10 ay arası diye, aylık olarak gruplandırıyorlar bebekleri. Haliyle, bizim deneme dersinde, Dorit gibi sadece oturan, emekleyen, hatta yürümeye çalışan çocuklar da vardı. Bu bence eksi hanesine yazılan bi özellik. Doruk çoğu zaman emekleyen çocukları seyretmeyi tercih etti çünkü =) . Ders içeriği olaraksa, baloncuk yakalama, topları havuzun içine atmaca gibi, daha çok oyun ağırlıklıydı. Elemanlar da, sahipleri de çok sıcakkanlı, güleryüzlü.

Kindyroo nun yeri tam bir felaket. Bir çarşının içinde ve ikinci katta üstelik. Arabayı park ettikten sonra, çarşıya çıkmak için ciddi merdiven var. Sonra çarşının içinden iki kat daha çıkıyorsunuz. Çocukla pusetsiz ölüm. Mekan çok dar. Girer girmez, daracık bir alanda ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Herşey sıkıştırılmaya çalışılmış, basık ve bana göre sıkıcı bir alan. Dersin yapıldığı alanda ise havalandırma maalesef yok, sebep; altta mermer kesme atölyesi varmış, mermer tozu girmesin diye pencere açmıyorlar. İçerisi çok sıcaktı. Doriti sadece body ile kalana kadar soyduk. Kindyroo da çocukları, oturan, emekleyen, yürüyen diye ayırıyorlar, bence bu bir avantaj. Ders de sadece biz olduğumuz için çok yorum yapamıyorum ama, aynı kabiliyetteki çocukların aynı ortamda olması daha faydalı gibi geliyor bana.  İçerik olaraksa, Gymboree nin oyun içeriğinin aksine, Kindyroo da daha çok egzersiz yapılıyor. Emeklemeye teşvik için neler yapılabilir, motor kabiliyetleri için ne gibi egzersizler faydalı gibi. Oradan öğrendiğimiz şeyleri evde her gün yaptık, yapıyoruz…

Fiyatlar neredeyse aynı, Gymboree 3 aylık kayıt yapıyor, Kindyroo aylık. Ama ay başına çıkan tutar aynı.

Sonuç itibarı ile, şimdilik Dorit için  oynatılan oyunların değil de egzersizlerin daha faydalı olacağını düşünmemizden ötürü, aklımız Gymboree de kalsa da, Kindyroo ya başlayacağız gözüküyor.

Bu ikisinden herhangi birine giden, gitmeyi planlayan ya da fikri olan arkadaşların yorumlarını beklerim.

Sevgiler.