Tespit;

Doruk araba ile seyahatlerde, giderken oldukça sessiz, varlığı yokluğu bir çocuktur. Fakat dönüş yolunda mızırdar. Ağlamaz ama mızır mızır. Ben de direksiyon başında alibaba, mini minnacık örümcek gibi, repartuarımızdan bazı şarkıları söylemek zorunda kalırım. Dışardan ne kadar embesil gözüktüğünün farkındayım. Bugün yine böyle bir seyahat yaptık, gelince eşimi aradım, ya bu Dodo dönerken hep mızlıyor ne ola ki diye dertlendim. Gayet rahat ‘ e eve dönmek istemiyor, ikinci kez binince eve döneceğini anlıyor’ dedi. Aaaa. Telefonda iki kere aaa dedim. 1 kadın 1 erkek’teki şaşkaloz kadın gibi. Doğru olabilir mi diye düşündüm. Yas da ‘tabi doğru, onlarca kez tekrarlanan bi davranış, ikinci kez bindiginde eve gidiyorum diyor’ dedi. Vay be. Demek ki ben kendi kendime ‘aman cocugum cok zeki, cok bitirim moduna girmeyeyim’ diye diye, bu sefer çocugun zekasini mi küçümsedim. Ne fena. İkisi de tehlikeli ve görünen o ki ortayı tutturmakta zorlanıyorum.

Diyalog

Ön bilgi; Yan komşumuz gecen gün çelik kapı taktırdı, ancak kapı kilitleme konusunda abardılar. Recep abi (apartman gorevlimiz) ne zaman servise çıksa, onlar kapıyı açmak icin baya ugrasıyorlar. Şakkudu şukkudu kilit sesi geliyor hep. Bugün Recep abi servis icin gelince aramızda şöyle bir diyalog gecti;

K:Recep abiii, hırsız filan mi girmiş apartmana, neden elli kere kilitliyorlar gunduz vakti kapıları?

R:Yeni aldılar ya kapıyı, heves etmişlerdir ahahahah

Ay itiraf edeyim, bu eblek espri karsısında bende koptum. Evet onun hakkında konusuyorsa bu adam, benim hakkımda da konusuyordur, boyle yuz goz olmak da hic istemedigim bir durum. Ama koptum iste. Alemsin Recep abi.

Ve bir soru;

Malum bunyenin kilo vermesi gerek. Spor salonuna yazılayım dedim ama akşam Dodo uyuyunca ben hayatta o yorgunlukla kalkıp da salona gitmem, bosuna para kaptirmayayim diye vazgectim.

E diyet sporsuz olunca olmuyor, iki gunde sona eriyor.

Ben de evde daha once yurume bandı almış ve çıkardığı sesten rahatsiz olmus biri olarak, simdi Eliptik bisiklet alayım diyorum. Hem daha az ses çıkarıyormuş, hem de amacı kilo vermek olan insanlar icin daha idealmiş, kas ve eklem agrisi yapmıyormus. Ben bu aleti cok severdim sporiumdayken. Çok zevkli, uzayda yuruyor gibi. Boyle bisiklet degil, yuruma bandi degil, şahane. Ama evdeki ses konusunda supheliyim, zira bizim apartman 12 de çivi çakana bişey demez de, ben bir kere mecburen 9 da supurge actım diye şikayet eder (Gerçi o arıza abla taşındı bizim apartmandan, hem de alt katımda oturuyordu). Evet fikri olan beri gelsin. Nasil kullanan var mi bu eliptik bisikleti? Memnun mu? Komşular kapiya dayanır mı? Bekliyorum efendim.

İyi tatiller…

Saat 13 den itibaren,
sabah keyfinin yerinde yeller esen Dorit,
çoklu dis ataklarıyla bana Kırım Kongo kenesi gibi yapisip,
uyumayi, yemeyi ve 2 dakika bile yalnız kalmayi reddedince
‘Yetis Yas isin cok degilse’ dedim.
17 gibi geldi.

Kendimi dışarı attim.
Biraz kitapçı, biraz kahve, 20 gibi eve dondum.

Eve dondugumde gordugum manzara;

Ev toplanmış, anlatamam ne kadar daginikti, yemek maceralarından kalanlar, oyuncaklar, kirliler,
Doruk banyo yaptirilmis, (ki tek basina ilk defa yıkamis)
aksamustu sekerlemesini icin uyutulmus
Strelize ve sıcak su islemleri tamamlanmis,
Bulasik makinasi bosaltilmis ve disardakiler icine yerlestirilmis,
Doruk 1 saat uyku sonrasi uyanmis ve gayet keyifli,
Yas kendi yemegini yemis, mutfakta Doruga gece tahili yediriyordu.
Bir an inanamadım, onu yaptin mi evet, sunu hallettin mi evet evet evet…

Anlamadim ben mi cok beceriksizim, Yas mi cok iyi kotariyor.
Yine de, kendimi cok mutlu hissettim, maşallah kocaya =) .

Dönem ödevi olurdu ya hani, onun gibi bu mimler, bi turlu cevaplayamadıkca icime oturdu, hızlı hızlı cevaplıyorum simdi. Herkeslerden özür diliyorum.

Önce Yeniannecim mimlemiş, sevdigim 4 koku, hatırlattıkları;

1)Protex Cream= Biz sıkı Protex kullanıcısıyız ailecek. Heralde Tr ye geldiginden beri kullanırım. Yalnız bu cream olanın yeri ayrı. Şöyle ki, Doruk dogduktan sonra hastaneden eve geldigimizde, annem klasik protex yerine Cream ini almış, cok sevdim o kokuyu, şimdi de bana, Dorugun evimize geldigi ilk gunleri hatirlattigindan (ellerimizi çocuga mikrop taşımamak icin 250 kere filan yıkıyorduk) Protex Creami çok seviyorum.
2)Güneş Kremi= Ama şimdiki gibi 50 tane olanların kokusu degil. Kuşadası, anane yazlığında marketteki tek markanın kokusu. Hani parfumu yapılsa alır sürüm sürüm sürünürüm. Huzur, deniz, tatil demek benim için.
3)Eski kitap kokusu= Söz uçar yazı kalır, kimler okudu acaba, okurken onlar, dünyada neler oluyordu diye diye kendimi en huzurlu hissettiğim kokulardan biri daha.
4)Yumurtalı ekmek kokusu= Bknz. Anane eli ve evi. Dayı ile yapılan kahvaltılar.


Sonra Tuna’nın annecigi Hülya’nın mimi;

1.Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?
Bordo, gri, lacivert, siyah.
2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Doruk’tan önce yok öyle bi magaza diyebilirdim. Şimdi mothercare… Sezon indirimi ve pırlantalı günler dışında bişi almam ama =) Cimri anne mode on =) .
3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Şort, tişört, penye elbise
4.Aaa 4. soru yok =) (Sarı çizmeli teşekkürler =) )
5.Asla giymem dediğin kıyafetler?
Çok derin yırtmaçlı ya da vücuda tamamen oturan şeyler.
6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en beğendiğin?
Yok öyle bişey…
7.Kitap, film, spor hangisini diğerlerinden daha çok yapıyorsun?
Sizce =) Kitap kitap… Hayatımın Doruktan onceki her doneminde her üçü de bulunuyordu, ama şimdi sadece kitap. Ama bu bahar mutlak scubaya devam.
8.Dışarıdayken yemek yemeği en çok tercih ettiğin yerler?
Dürümse Fırat Dürüm, caddedeysek Kırıntı, Bambu, Koşuyolu civarı Parfe, Kirpi.

En son Füsuncugumun kitap mimi var sırada;

1. Şu an okumakta olduğunuz kitap/kitaplar (Kısaca konu) Ateşi Yakalamak (gerçi son 4 sayfadayım ama). Konu: 12 adet mıntıka, Capitol isimli eyalete bağlıdır. Her sene, yıllar öncemıntıkalarda çıkan isyanların unutulmaması için, her mıntıkadan 2 şer genç bir yarışmaya katılmak zorundadır. Toplam 24 kişiden geriye tek sağ çıkan olacaktır ve olaylar gelişir. Aslında benim elimdeki serinin ikinci kitabı. Hala okumadıysanız, tavsiye ederim.

2. En son aldığınız kitap/kitaplar Maxime Chattam, Gaia Teorisi

3. Şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar içinde en çok sevdikleriniz Vedat Türkalinin hemen bütün kitapları, özellikle Güven serisi. Grange’ in genellikle tüm kitaplari.Kitaplığımdaki çoğu kitabı seviyorum aslında.

4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de sizi okurken illallah ettiren kitap/ kitaplar Bitirdim ama illahlah dedim, Yalçın Küçük kitapları.

5. Elinizdeki bitince okumayı düşündüğünüz kitap Bakınız 2 numaralı soru ve cevabı.

Ben kimseyi mimlemiyorum, zira o kadar gec kaldim ki, heralde herkes mimlenmiştir. Sevgiler.

Doruk dün 8 aylık oldu, pek tatlılaştı, şakalar, eline yastıgı alıp babaya ce e yapmalar. Emeklemeye ‘giriş’  =) çalışmaları. Baglantım musade etmediginden resim yukleyemedim :( .

Benim açımdan da değişen, güzelleşen şeyler var annelik kanadında, kafamı toparlayıp bir duygu analizi yapmayı umuyorum yakın zamanda.

Ve süpriz!

8 ay 1 gun…

Sabah kahvaltısını yaptirirken gırc gırc bi ses duydum, aynı diş surtmesi gibi. Ama daha sadece bir dişi var, ikinciyi de onun yanından bekliyoruz zaten, surtme sesi nasil olur dedim.

Gecen haftadan beri bir istahsızlık, en sevdigi yogurdu bile iki kasik yiyip birakmalar.
Bir arkadasim, ‘ben ne zaman eyvah istah gitti desem diş geliyor, diştir’ dedi.

Biraz once bir  baktim ki sag (doruga gore) ust dis gelmiş. Sag alt ve sag ust var simdi, cok komik =) .

Pazar dis bugdayımız oncesi, guzel oldu bu =).

Dis bugdayi dedim de, evde onlemler maksimumda, Doritin kahvaltisi ıhlamurla hazırlanıyor, biz her gun bir demlik balli limonlu ihlamur iciyoruz, koca isten gelir gelmez duşa yollanıyor. İnsallah bi terslik cikmaz.

 

01-1

IMG_0203-1

IMG_0204-1

IMG_0214-1

IMG_0216-1

anadolu kavagı, balık, waffle, Doruk = Huzur…

 

Buradaki yazımda iki oyun grubunu karsilastirmistim.
Bugun Kindyroo’nun egitmeninden bir telefon geldi. Bazi yanlis anlasilmalari duzeltmek istediklerini belirttiler.
Ben kindyroo nun ulasiminin Gymboree ye gore daha zor biryerde oldugundan bahsetmistim.
Efendim, Kindyroo’nun bulundugu carsinin bir otoparki varmis. Ayrıca carsinin icinde bir de asansor varmis.
Biz ne otopark, ne de carsi icerisindeki asansor levhalarini gormemistik, demek ki yeterli derecede tabela yok. Durumu carsi yonetimine bildireceklerini soyledi. Guzel, alaa…

Bir de, bizim gittigimiz gun, pencereleri acamiyoruz cunku asagida mermer kesiyorlar demislerdi. Biz de cikinca etrafa bakip heralde burada bir atolye var diye dusunmustuk, cunku goruntu o sekildeydi. Bugun aldigimiz bilgiye gore, orada bir mermer atolyesi yokmus, gecici bir tadilat yuzunden mermer kesiliyormus ve artık tadilat bittiginden havalandırma ile ilgili bir sıkıntı yasanmıyormus. O gun bize gecici oldugundan bahsedilmemisti, bundan çok eminim, esimle konustum, o da gecici denmedi dedi. Atlanmistir, onemli degil, bu bilgide guzel, dert ettigimiz iki nokta da aydinliga kavustu.

Bunlari burada neden yaziyorum(telefonda egitmen hanıma soyledigim gibi) ; beni telefonla aradıklari icin degil, eger olur da Kindyroo ya gitmek isteyen bir veli, arama motorunda aratir ve benim bloguma ulasirsa, bir onceki yazimda bahsettigim olumsuzluklar yuzunden vazgecer belki. Burada duzelteyim ki, vebal altında kalmayayım. Yine telefonda belirttigim gibi, ben sadece kendi izlenimlerimi yazdim.

Gelelim baska bir konuya.
Karsimdaki Kindyroo yetkilisi, oldukca nazik, sakin bir bayandı. Ancak iki- uc kere  ‘okları önce kendime ceviriyorum’ lafını kullandı. Bu lafı hic sevmedim.
Söyle düsündüm;
1)Ne oku canım, konusuyoruz iste insaniz, insanlar konusa konusa…Hem ben asagılamadım, hakaret etmedim.
2)Önce kendine cevirdigine gore, sonra da bana cevirecek =) . (Açlık oyunlarını tam bu ara okuyor olmamın, bu ok konusunda hassas olmam da etkisi var mı =) ).
Bir de, biz bu telefonu, bu yazıyı kaldırın demek icin acmiyoruz, kendi hatalarımızı duzeltmek ve sizinle iliskimizi daha iyi hale getirmek icin acıyoruz dedi. Tamam guzel bir dusunce fakat ben ‘bu yazıyı kaldırın demek gibi bir hakkınız yok zaten’ dedigimde, ‘öyle bir hakkımız varsa bile, biz kurum olarak bunu yapmayız’ dedi. Halen aynı seyi dusunuyorum, herkes istedigi gibi izlenimlerini yazmakta özgür, ki ben de oyle yaptim. Heralde kast ettigi haksız suclamalarda bulunulan yazilar filandi. Donup donup okuyorum yazımı, ‘öyle bir hakkımız oldugunda bile’ kısmının benimle alakali olmadigini dusunuyorum, o zaman bu lafi kullanma sebebini de pek anlayamiyorum.

Neyse efendim, sonuc budur, havalandırma ve ulasim konusunda acıklamamı yapayım, kimseyi yanlış yonlendirmeyeyim.
Bu telefonun gayet iyiniyetle, sıkıntıları gidermek ve kendilerini gelistirmek adina acildigina inanmak istiyorum.

Bu yazı, 2 yıl önce tam bugün kaybettiğim dayıma yazılmıştır.

Dayı ne demek?
Benim için, hiç olmayan abim demek.
Aramızdaki yaş farkının az olması, çok yakın oturmamız, bana çok düşkün olması…

Dayı ne demek?
Keşke erkek olsaydım, seninle daha çok takılabilirdim dedirten demek. Çocukluğum, ilk gençliğim demek…

Dayı ne demek?
Babanıza, annenize soyleyemediklerinizi, dayı be, hadi şu işi hallediver demek. Sırtınızı hep ona dayayabileceginizi bilmek.

Dayı ne demek?
İlk ehliyet dersini, ilk yüzme dersini veren demek.

Dayı ne demek?
Amcadaki gereksiz otorite yerine, kankalık durumu demek, simdi içmeye gitsek ne guzel olurdu diyen demek.

Dayı ne demek?
Dayı bi sigara versene diyince, nann sigaraya mı başladın? iyi hadi yuru balkona diyip, karşılıklı sigara içmek demek.

Dayı ne demek?
Sen üniversiteye başka bir sehre giderken, hem de her tatil dönüşü, cebindeki tüm parasını sana veren demek.

Ve daha neler neler demek…

Unutamadığım, merak ettiğim çok sey var. İçimde kalan, hiç çıkmayan.

Raporlu oldugun için, işe gitmediğin zamanlardaki maaşını alıp gelince annem SSK dan, o paranın içinden sadece çok az bi kısmını alman, gerisini anneme vermen.
O 300 milyonla ne yapacağını hiçkimseye söylememen… Ve benim hep merak etmem.

Hayatımda kendimi en çaresiz hissettiğim an hangisi biliyor musun; Yurtdışında çalışma iznin çıkmışken, ve sen doktorların sadece 2 ayı kaldı dediğini bilmezken, şu hastalıgı atlattım mı ver elini avrupa demen…

En son seni görmeye geldiğimde, ağlama artık bi daha geldiğinde içmeye gidicez kızım demen. Ve benim bi sonraki Denizli seyahatimin sebebinin senin cenazen olması…

Hayat hiç gülmedi sana. Her konuda sırtını döndü. Eş, iş…

O yüzden biliyorum ki başladığın yeni hayatında çok mutlusun, huzurlusun,

ama çok özledim be dayım…

Bir kaç post önce yazmıştım ya, kitaplarımın arasında boğulmak istiyorum diye, boğuldum =). Doruk dogduktan sonra, hem okuma hızım, hem de okudugum kitap sayısı ciddi sekteye uğramıştı. Ölümcül adlı kitaba pazar akşamı başladım ve dün gece bitirdim. 546 sayfa oldugu düşünülürse eski hızıma kavuştum galiba =).

Neyse efendim kitap hakkındaki görüşlerime geçeyim. Macera / gerilim tarzını sevenlerin kaçırmaması gereken bir kitap Ölümcül.Yazarı Michael Palmer. İnternet baglantım kitabın kapak resmini koymama musade etmiyor. Matt karizma bi abimiz olup, eşini kaybetmiş bir doktordur.(Bknz. kitaplardaki doktorların karizma olma sorunsalı). Ve tüm enerjisini yaşadığı yerde, insanların ölümüne sebep olan maden ocagının açığını yakalamak için harcamaktadır. Kitapta aynı zamanda bir de Amerika da yeni piyasaya sürülecek olan bir aşı ve bu aşının yeterince test edilmediği için, henüz uygulanmaması gerektiğini savunan, otizm hastası torunu olan Ellen’in de macerası devam etmekte.

Sonra bu iki macera birleşiyor. Gerisini okumak isteyenler için anlatmıyorum. Bazı yerlerde zaman zaman bir iki küçük mantık hatasına rastlamış olsamda, Lost ta bile kassan bulursun, olsun  o kadar diyerekten kafama takmıyorum. Bu yazarın ilk kitabıydı okuduğum, elimdeki ganimetler bitince, diğerlerini de okuyacağım.

Bizden haberler.

Bir blogda yorum kısmında bir arkadaş demiş ki; işte böyle özel hayatında hiç arkadaşı olmayan bloggerlar buluşup buluşup, şöyle parti yaptık, böyle eğlendik diye yazıyorlar demiş. Şimdi tabi, inanmak herkesin kendi elinde, çok şükür allaha, bi kaç hafta önceden plan yapmak zorunda kalacak kadar arkadaşımız var özel hayatımızda. Bu açıklamadan sonra (kime neyi ispat etmek zorundayım ki aslında, bu açıklama bile gereksiz ya, neyse). Seyhanlara gittik pazartesi günü. 1) Defne çok ama çok tatlı bir kız. Resimdekilerden çok çok güzel. Hele bir sıcakkanlı, bir gülüşü var. Harika. Tam bir atom karınca ama, yerinde asla durmuyor zıpır =) . 2)Turkuazımın kızı Ege Baharımız pek bir cool takıldı önce. Geldi uzun uzun etrafı inceledi, pas vermedi. Sonradan açıldı, gülücükler başladı, tam bir sarı şeker. Maşallah ikisine de. 3) Rapu teyze de gelmişti. Allahım tanımadan  biliyordum onunla çok iyi anlaşacağımızı. Ne kadar sıcak, dost canlısı ve bebek delisi. Vallahi bi birini, bir diğerini aldı bebeklerin. Ehhh çocuklar da onu çok sevdi, sevgiyi anlıyorlar. Wi lav yu Rapuuu. Yalnız o gun, evden çıkmamla birlikte başlayan aksilikler silsilesi, adres bulma karmaşası derken, kapıya vardığımda farkettim ki, ellerim bomboş, yüregimde bir sızı. Bu unutkanlik için çok utandım öyle böyle değil. Seyhana yeniden teşekkür ederim bizi ağırladığı için, inşallah kısa sürede hep görüşebiliriz.

Şimdilik böyle.

Avea reklamı var bi tane. Radyoda sıkça çıkıyor.

Ali 100 kontörün 40′ı ile ailesini, 60′ı ile kız arkadaşını aramış, kaç kontörü kalmış.

Bu mudur Ali? Sen bu musun?

Annen neler çekti, bu mudur reva gördüğün?

Reklamın acilen değiştirilmesini talep ediyorum, bari 50 / 50 olsun.

*İşi gücü olmayan, havanın kasvetinden canı sıkılan Kiraz…

A: Anne

S.Hala: Annemin halasi, benim hiç bir samimiyetim yok, 2-3 yılda belki bir kez görüşmüşümdür. 65 yaşında.İstanbula arkadaşına gelmiş. Kokoş.

K: Kiraz

Sabah anne arar;

A: Aaa biliyor musun S. Halan istanbula arkadaşına geldi, asya tarafında biyerde kalıyor.

K: Hımm, iyi.

A: Numarasını vereyim mi?

K: Aramam mı gerekir ki?

A: Yani, sen bilirsin, istersen vereyim numarayı.

K: Yok yaa, napcam arayıp,salla.

Akşamüstü saatleri, anne tekrar arar,

A: Kiraz bak, zaten gelmez, nerden bulup da gelecek, sen bi ara, usulden bir buyrun kahveye beklerim de. Sonra dönünce benim başıma ekşir, aramadı bile der. Hadi nolur.

K: Gelmeye kalkarlarsa yakarım!

Numara alınır, aranır, hoş beş muhabbet derken, hadi bize de bekleriz o zamaaaan deyip kapatmaya niyetlenirim. Ancak gaflet ve dalalet içindeyimdir.

S. Hala: Aaa dur Kiraz, burada kaldığım arkadaşıma veriyorum telefonu, sen yeri ona tarif et, vakit olursa kahveni içmek isteriz.

K(İç ses): Yedin naneyi kiraz, neyse dur kadın bilmiyordur nasılsa bu dağın başını.

Halanın arkadaşı: Evet kızım, tam olarak nerede oturuyorsun de bakim bana.

K: Aaa şimdi çatladıkapı semti, bayiraşagi mahallesi, bilmezsiniz gerçi, yeni yapılmış buralar.

Halanın arkadaşı karşıda kopar, uzun süre telefondan ahahahah sesleri gelir.

Kadın daha önce bizim mahallede oturuyormuş, evimin altındaki eczanenin ismine kadar biliyor iyi mi?

Tam bu bahtsız durumumla alakalı bi atasözü biliyorum, ama yoo söylemeyeceğim.

Ah anne ahhh, napiyim ben seni!